Enkazlardaki gizli tehlike asbest

Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremin üzerinden bir aydan daha fazla süre geçti. 100 milyon tondan daha fazla olduğu hesaplanan enkazın kaldırılma çalışmalarına devam ediliyor. Ancak bu çalışmaların uluslararası standartlara uygun yapılmadığı takdirde hem görevlilerin hem de çevredeki vatandaşların ileriki zamanlarda ciddi sağlık sorunları yaşayabileceği öngörülüyor.

İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Osman Erk’ten bu konudaki görüşlerini aldım. İşte açıklamaları…

Yasaklı bir mineraldir

Diyarbakır, Hatay, Kahramanmaraş ve Osmaniye asbestin en yoğun bulunduğu bölgelerdir. Asbest yüksek sıcaklıklara dayanıklılığı nedeniyle önceleri mucize maden olarak tanımlanmıştır. Ancak Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Kanser Araştırma Örgütü asbesti birinci sınıf kanserojen olarak nitelendirmektedir. Türkiye’de 2010 yılından itibaren asbestin çıkarılması, işlenmesi ve kullanılması yasaklanmıştır. Genellikle bu tarihten önce yapılmış olan konut, fabrika, askeri tesis, okul, hastane gibi yapılarda asbestin yoğun olarak kullanıldığı bilinmektedir. Asbest iğnemsi bir mineral olduğu için solunan havayla ve aynı zamanda asbestle kirlenen sulardan vücuda girerek uzun dönemde kansere yol açar. Akciğer, akciğer zarı (mezotelyoma), karın zarı, sindirim sistemi, farenks gibi kanser türlerine yol açtığı bilinmektedir. Asbestle yapılan ve yıkılan binalarda yaşayan ve çalışanlar önemli derecede risk altındadır. Üstelik bütün türleri kanserojendir. Yapılabilecek en doğru şey asbesti kullanmamak ve bu tehlikeli minerale maruz kalmamaktır.

Enkaz kaldırma görevlileri için önemli tavsiyeler

Asbest özellikle ateşe dayanaklılık için duvar-yer kaplamalarında, çimentoda, boyalarda, sıvalarda, izolasyon malzemelerinde kullanılmaktadır. Yıkılan binalardan bol miktarda asbest açığa çıkar ve solunum yoluyla akciğerlere ulaşır. Asbestin ve diğer sağlığa zararlı enkaz kalıntılarının belirli kurallar dahilinde kaldırılması ve dönüştürülmesi gerekir. Enkaz kalıntılarının döküleceği, depolanacağı alanlar da özel olarak belirlenmelidir. Enkaz kalıntıları rastgele yerlere dökülmemelidir. Döküleceği alanlardaki zeminin bir membranla kaplanması, bu alanların tarım alanları, su havzaları dışında olması gerekir. Enkaz kaldırma işinde çalışanların da mutlaka tek kullanımlık özel tulumlar giymeleri, FFP3 veya FFP2 gibi özel maskeler kullanmaları, göz koruyucuları ve eldiven takmaları şarttır. Basit maskeler kesinlikle koruyucu değildir.

İşte diğer riskler

Enkaz kalıntıları içinde asbest dışında doğaya ve insana zarar veren birçok malzeme bulunur. Binalarda çeşitli amaçlarla kullanılan kurşun, cıva gibi ağır metaller; boyalar, sıvalar; küf, mantar ve benzeri materyaller başta solunum yolu hastalıkları, astım, akciğer kanseri, alerjik hastalıklar, çocuklarda büyüme ve gelişme gerilikleri ve nörolojik hastalıklara yol açabilir. Deprem bölgesindeki salgın hastalık riskine karşı da sahipsiz ve başıboş hayvanların bölge dışına çıkarılması kuduz gibi hastalıkların yayılmaması için zorunludur. Leptospiroz hastalığına ve diğer bazı hastalıklara neden olabildikleri için başta fare olmak üzere kemirgenlerle mücadele edilmelidir. Havaların ısınmasıyla birlikte sivrisineklerle mücadele gerekir. Asbest riskine karşı barınma alanları enkaz alanlarından uzak yerde olmalıdır. Katı ve evsel atıkların kısa sürede yerleşim yerlerinden uzaklaştırılması, hava kirliliğine neden olduğu için katı yakıtlar yerine elektrik kullanılması uygun olacaktır. Olası sağlık sorunlarına karşı takipler de yapılmalıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir