Taksici cinayetine adım adım götüren süreç! Gözden kaçan 4 büyük sorun var

Fazilet Şenol / Milliyet.com.tr – İzmir’in Gaziemir ilçesinde 31 Aralık saat 03.30 sıralarında Oğuz Erge’nin (44) kullandığı taksiye Delil Aysal (19) müşteri olarak bindi. Erge’yi çeşitli adreslere dolaştıran Delil Aysal ineceğini söyleyip cebinden para alır gibi yaparak yanındaki tabancayı çıkardı, peş peşe 3 el ateş edip taksici Erge’yi yaraladı. Ardından taksiyi ve şoförün cebini karıştıran Delil Aysal, Erge’nin kulaklık ve cep telefonunu gasp edip boş kovanları aldıktan sonra kaçtı. Tanınmamak için yüzünü medikal maskeyle gizleyen ve başında kapüşonu bulunan gaspçı Aysal’ın silahlı saldırı anı, araç kamerasına yansıdı. Her detayıyla insani duygu ve düşünceyi yok eden bu cinayet bize neler anlatıyor? İşte uzman yorumuyla tüm ülkenin vicdanını sızlatan Oğuz Erge cinayeti ve beraberinde gözden kaçan 4 büyük sorun.

1- ZARAR VERMEK ÜZERE EVDEN ÇIKTI

Her şey 31 Aralık’ta işlenen cinayet görüntülerinin geçtiğimiz günlerde medyaya yansımasıyla başladı. Taksi şoförü Erge’nin, “Soğuk havada insanları yolda bırakmak olmaz. İnsan bu havada sokakta mı bırakılır? Baksana dışarısı buz kesiyor” ifadelerinden sonra Aysal’ın, Erge’yi yaralaması, üstelik Erge can çekişirken “Ya bazı insanlara güvenmeyeceksin” diyerek tokat atması ve taksideki kovanları toplamasını izleyen herkesin güven duygusunu derinden sarstı.

Psikiyatrist Uzm. Dr. Şahut Duran: Cinayetin işleniş şekli toplumda ciddi bir şekilde korku, nefret ve öfkeye neden oldu. Yaşanan her cinayetin ve sonuçlarının bir şekilde incelenmesi, değerlendirilmesi gerekiyor. Cinayetin soğukkanlılıkla işlenmesi, işleniş şekli özellikle video görüntüsünün bir şekilde yayınlanmış olması ve herkesin bunu rahatlıkla izleyebiliyor olması sıkıntılı bir durum. Buradaki olay aslında rastgele ve absürt bir olay da değil. Bilinçli bir şekilde cinayeti işlediği görülüyor. Videoya yansıyan görüntü ve verilen ifadelerin doğrultusunda cinayetin aslında önceden planladığını görebiliyoruz. Belirli bir kişiye yönelik olmasa da bir zarar verme eğilimi olduğu ortaya çıkıyor. En başta kendine zarar verme eğiliminde olduğunu söyleyip sonrasında böyle bir davranışta bulunuyor. Sadece daha öncesinde de bir intihar girişiminde bulunduğu, psikiyatrik destek gördüğü ve ilaçları kullanmadığı şeklinde bir ifade var. Babanın da cezaevinde olması bunun sosyal bir problem olduğunu ve bu sorunun aile içinde olduğunu gösteriyor. Bununla birikte ekonomik problemler de var.

Suçun ve şiddetin psikolojik, sosyolojik ve ekonomik yönleri vardır. Ancak psikolojik yönleri daha ön plana çıkarıyor. Bu cinayette çok yeterli bir durum değil. Suça yönelik eğilimler psikolojik olarak kişilik bozuklukları içinde değerlendirilebiliyor. Bu tür bozukluklar kurallara uymama, vicdan ve merhamet duygusunun olmamasıyla tanımlanabilir. Buradaki olayda da hepsinin daha net ortaya çıktığını, bir iç görünün olmadığını, kendi çıkarları için bu durumu uygulayabileceğini görebiliyoruz. Hatta başkalarına eziyet etmekten zevk alabilecek düzeye gelebiliyor. Bu yapıdaki kişilerin psikolojik anlamda gelişim süreciyle ilgili bir sorun var. Gelişimsel sorunlar da sosyal ve belki de politik yönde ele alabileceğimiz bir sorun üzerinden değerlendirilebilir.

2- PSİKOLOJİK RAHATSIZLIKLARINI ÖNE SÜRDÜ

Cinayetten sonra yakalanan Delil Aysal savunmasında, “Ailem para konusunda baskı yapıyordu. Benimle ilgilenmeyip kardeşimle ilgileniyorlardı. Bu nedenle gece 03.00’te kendimi öldürmek amacıyla dışarı çıkmıştım. Yanıma yaklaşık 1 yıl önce kimden satın aldığımı hatırlamadığım tabancamı almıştım. Gaziemir’de eski çalıştığım iş yerime gidelim dedim. Eski iş yerime gitmemim sebebi kafama sıkacak yer arıyor olmamdı” dedi. İfadelerine ek olarak katil Aysal, geçtiğimiz sene intihara kalkıştığı için Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi gördüğünü ancak psikolojik ilaç kullanmadığını, babasının cezaevinde yattığını ve paradan dolayı kuzeninin kendisine şiddet uyguladığını öne sürdü. Peki tüm bu ifadeler cezai indirim için söylenen birer yalan mıydı yoksa yaşadığı psikolojik rahatsızlıklar bu tür davranışları tetikliyor olabilir miydi? ‘Bir anlık cinnet’ savunmasının tıbbi açıdan geçerliği var mı?

Psikiyatrist Uzm. Dr. Şahut Duran: Söyledikleri her ikisini de doğrulamıyor. Bir anlık cinnet savunması da psikolojik bir sebep olarak gösterilemez. Ancak kontrol edilemeyen öfke patlamaları ve yalan söyleme daha çok kişilik bozukluklarıyla ilgili. Depresyon gibi bir durum söz konusu değil, çünkü kişi depresyonda daha çok kendine zarar verir. Burada katilin herhangi bir engellenme durumu olmamasına rağmen cinayeti işlemiş olması depresyonu düşündürtmüyor. Daha çok öfkeyi düşündürten bir durum. Geçmişinin daha çok incelenmesi gerekiyor.

Psikiyatride belli rahatsızlıklar için cezai indirim ve cezai ehliyet yok. Bipolar, şizofreni gibi akut akıl hastalıklarında, hastalık nedeniyle işlenen suçlarda cezai ehliyet olmuyor. Psikolojik sorunu olan her insanın işlediği suçların cezai ehliyeti olmaması gibi bir durum söz konusu değil. Kişilik bozuklukları olarak nitelendirdiğimiz durumların cezai ehliyetle bir ilgisi yok. Cezaevlerinde bulunan ve suç işleyen birçok kişinin bu tarz kişilik bozukluklarına sahip olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla bunu psikolojik bir olaya bağlamak doğru değil. Ancak bu yapıdaki kişilerin psikolojik anlamda gelişim süreciyle ilgili bir sorun var diyebiliriz.

3- ‘SENİN GİBİ TAKSİCİLERİ VURUYORLAR YA, VURSUNLAR’

Yaşanan acı verici cinayetin ardından Aydın’daki başka bir taksi şoförünün yaşadığını olay da kan donduracak türdendi. Efeler ilçesinde taksicilik yapan Mehmet Cihan, 5 Şubat saat 03.45 sıralarında müşteri aldı. Taksiye binip ön koltukta oturan M.Ç. isimli bir kadın taksiciye küfretmeye başladı. Şoförün uyarısını dikkate almayan kadın yolcu küfürlerine devam ederek, “Senin gibi taksicileri arkadan vuruyorlar ya, vursunlar. Senin gibi adamları vursunlar” dedi. “İnsanlık nereye gidiyor” diye düşündüren bu görüntüler ve Oğuz Erge cinayeti arasındaki ilişki nasıl yorumlanmalı? 

Psikiyatrist Uzm. Dr. Şahut Duran: Toplumdaki sosyal çürümeyle ilgili olan bir durum. Kötü olayları ve mevcut durumu kullanarak bir tehdit olarak kullanmak öfkeyle ilgili bir durum. Yaşanan acıyı istismar etme, onun üzerinden öfke ve bir çıkar bekleme meselesi olarak değerlendirilebilir. Toplumun birçok yerinde, birçok kademesinde insanın bu tarz şiddet ve tehdit olaylarını gösterdiğini çok iyi biliyoruz. Bunu sağlık sektöründe de fazlasıyla görüyoruz. İşlenen cinayetlerin ardından “Size şunlar mı gerekiyor?” şeklinde tehditlere de çok sık rastlıyoruz. Konunun sosyopolitik yönünün daha çok incelenmesi gerektiğini düşünüyorum.

4- HER KÖTÜLÜĞÜ PSİKOLOJİYE BAĞLAMAK NE KADAR DOĞRU?

Son günlerde psikoloji bilimine artan ilgiyle birlikte Oğuz Erge benzeri cinayetlerde, katil belgesellerinde ve yaşanan birçok sorunun ardından psikolojik rahatsızlıklar ‘gerekçe’ gösteriliyor. Bir insanın kötü olduğu için mi yoksa psikolojik rahatsızlığından dolayı mı bu tür davranışlarda bulunduğunu nasıl ayırt edebiliriz? Gördüğümüz her kötülüğü psikolojik bir zemine oturtuyor olmak, nispeten katille empati yapar hale gelmek ne kadar doğru?

Psikiyatrist Uzm. Dr. Şahut Duran: Şiddet psikolojik bir sorundur ancak sadece psikolojik değil; sosyolojik, ekonomik ve politik bir sorundur. Dolayısıyla psikolojik sonuçları vardır. Şiddeti direkt olarak psikolojiyle bağdaştırmak ve sebep olarak göstermek olmaz. Peki yaşanılan olaylarda psikolojik sorunlar neden daha fazla ortaya çıkıyor? Bildiğimiz gibi toplumda damgalanan bipolar ve şizofreni gibi belli psikotik rahatsızlıklar var. Bu rahatsızlıklardan kaynaklı absürt şiddet olayları yaşanabiliyor. Bu absürt şiddet olayları ve cinayetler, çok fazla dehşet uyandırdığı için medyada daha fazla yankı uyandırabiliyor.

Medyada psikiyatrik rahatsızlığı, özellikle ağır ruhsal hastalığa sahip olan herkes şiddete eğilimliymiş gibi gösteriliyor. Bir şekilde konunun böyle işlendiğini görebiliyoruz. Ancak elimizdeki veriler, bipolar ve şizofreni hastalarının toplumdaki herhangi bir insandan daha fazla şiddete meyilli olmadığını gösteriyor. Psikolojik olarak değerlendirdiğimiz sosyal kişilik bozukluğunun da cezai ehliyeti normal popülasyondaki insanlar gibi. Kişilik bozukluklarında suça eğilim çok daha fazladır. Zaten bozukluğun tanımı da suçla ilişkili olmasıyla konuyor. Kişilik bozukluklarının kökeni daha çok gelişimle ilgili bir durumdur. Genetik yatkınlık çok düşük oranda olsa da vardır. Ancak gelişim dönemi, yetiştirme tarzı ve çevresel faktörlerin bu bozukluğun daha çok ortaya çıktığını biliyoruz.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*